23 Mart 2007 Cuma

Bediüzzaman'ın hayatında mart şifresi

“Ölüm, bizim Nevruz günümüzdür.”

Geçtiğimiz yüzyılda yaşamış ve dönemin büyük dimağlarından Bediüzzaman Said Nursi’nin aramızdan ayrılışının bugün itibari ile 47 yıldönümü..

Risale-i Nur eserlerinin müellifi Bediüzzaman’ın vefatının da içinde olduğu Mart ayının hayatında ayrı bir yeri olduğu, müdekkik nazarların dikkatini çekmiş olmalı. Bunu kendisi de hissetmiş olmalı ki yaklaşık 100 yıl önce söylediği: “Mart ve mayıs ayları, müstebit aylardır.” sözü çok manidardır.
Vefatı yıldönümü vesilesiyle Bediüzzamanın ‘80 kusur senelik ömrümde rahat yüzü görmedim’ dediği meşakkatli ve bir o kadar da tevafuklu sırlarla dolu hayatında Mart aylarında karşılaştığı acı ve sıkıntılarından önemli ve ilginç kesitler.

Divan-ı Harb’de beraatı

Meşhur 31 Mart (1909) hâdisesi meydana gelir. İsyan hareketinde yatıştırıcı ve müsbet rol oynamasına ve bir nutukla isyan eden sekiz taburu itaate getirmiş olmasına rağmen hâdiseye Bediüzzaman'ın da adını karıştırmışlardır.

Kendisi Divan-ı Harb'e verilir. Bu vesile ile bazı dostlarını da ezmişlerdir. Fakat sonradan ortaya çıkıyor ki, mes'ele başkaları tarafından çıkarılmış. Şeriat isteyen ve o hâdisede ismi karışan on beş kadar hoca idam edilir. Bediüzzaman, onlar mahkeme binasının bahçesinde asılı durdukları ve kendisi de pencereden onları gördüğü halde muhakeme olunur.

Bediüzzaman o dehşetli mahkemeden idamını beklerken ‘divan-ı harb’ deki kahramanca müdafaası neticesi beraat etmiştir. (1) Bu konu ile ilgili farklı bir ayrıntıyı muhterem Abdullah Aymaz’ın, Zaman Gazetesindeki köşesinde çıkan bir yazısından okuyalım:

“Müstebid aylar: Mart ve Mayıs”

“Bediüzzaman memleketin bilhassa geri kalmış Güneydoğu’nun eğitim derdini dile getirmek için birkaç defa İstanbul’a gelmiş; fakat derdini anlamayanlar tarafından ya tımarhaneye gönderilmiş veya hapishaneye atılmıştı. Onun için son derece üzülmüş ve şöyle demek mecburiyetinde kalmıştı: “Mart ve mayıs ayları, müstebid aylardır. Martı, kadro haricine çıkarmalı. Mayısı da tekaüd (emekli) etmeli, tâ malî denge kurulsun. Çıkılmayacak yola sapılmış. Elhâsıl: Ya ben İstanbul’da kalacağım, yahut da bu iki ay gitmeyecek ise ben veda edeceğim.”

31 Mart hadisesi ve zindanlara doldurulan suçlu suçsuz pek çok insanın işkenceye uğraması bir kısmının da idam edilmesi Bediüzzaman’ı böyle konuşturuyordu. Çünkü umumî bir af çıkarılarak yaraların sarılmasını ve ülkede istikrarın sağlanmasını istiyordu. Olmadı. İspanyol nezlesi gibi bulaşıcı bir siyasetin hüküm ferma olmasından ve eski Bizans oyunlarının hâlâ devam etmesinden dolayı rahatsız olan Bediüzzaman 1910 yılında bir Vedânâme yazarak İstanbul’dan ayrılmak zorunda kalır. Oradan Van’a giderek inzivaya çekilir.” (2)

Rusların Şark vilayetlerini işgal ettiği sırada talebelerinin başında gönüllü alay kumandanı olarak büyük fedakarlıklar gösterir. Bu arada yaralı bir vaziyette Ruslara esir düşer. Tarih Milâdi 2 Mart 1916’dır. (3) İki yıldan fazla süren esaret hayatından sonra harika bir şekilde kurtulur ve Polonya üzerinden Almanya’ya, oradan da tren yolu ile İstanbul’a gelir.

Ankara’ya küstü

Ankara’da yeni meclis kurulmuştur. Bediüzzaman Milli hükümetin Ankara’da kuruluşuna ve İstanbul’daki kuvvetlerin bu hükümete yardımlarına bütün gücüyle çalışır. Gösterdiği bu fedakarlık ve çalışmalarından dolayı Ankara’nın davet edilir. Yaz ayında Ankara’ya gelir. 9 Kasım l922’de Bediüzzaman'a Meclis'de karşılama yapılır. Ancak, Ankara’da bulunduğu süre içerisinde siyasetin çirkin oyunlarını ve dine karşı lakaytlığı görür. Siyaset yoluyla bir şey yapılamayacağını anlar. Mart 1923’de işlenen bir cinayet Ankara’dan ayrılma konusunda kendisinde kesin kanaat oluşturur.

Kendisinin telif etmiş olduğu Hubâb Risalesinin, matbaasında basılan Trabzon mebusu, asil, dindar, yiğit ve Meclisteki dine olan lakaytlığı şiddetli konuşmalarıyla önlemeye çalışan Ali Şükrü Bey adi bir suikastla öldürülmüştür. Bu hadiseden de ürperen ve endişe eden Bediüzzaman, bütün ısrarlara rağmen Ankara’dan umduğunu bulamadığı için ayrılmak mecburiyetinde kalır. Yine kaderin bir cilvesi bu defa da payitahtlığa hazırlanan Ankara’ya küser. Son defa Van’a giderek inzivaya çekilir.

l925 yılının Şubat ayı ortalarında hükümete isyan eden ve din namına ihtilale teşebbüs ederek ayaklanan Şeyh Said hadisesi gittikçe genişlemiş. Mart ayı içerisinde Diyarbakır ve dolaylarında isyancılarla Türk Silahlı Kuvvetleri arasında çarpışmalar daha da şiddetlenerek devam etmektedir. Neticede isyan bastırılmış.

Bu hadiselere dayalı olarak Şark vilayetlerinden bir çok alim gibi Bediüzzaman’da emniyet gerekçesiyle Van'dan sürgün edilir. Rusya’daki esaretten kurtulmak için haftalarca yürümek mecburiyetinde kalan Bediüzzaman Mart ayında bu defa da elleri kelepçeli olarak, kah yürüyerek, kah vapurla, kah hayvan sırtında yorucu ve ızdırablı sürgün yolculuğunu Burdur’a doğru yapar.

27 Mart l936 tarihinde Eskişehir hapsinden tahliye edilen Bediüzzaman, Kastamonu'da ikamete mecbur edilmiş.

Bediüzzaman Mart 1944 yılında Denizli hapsinde iğne ile yine zehirlenir. Durumu çok ağırdır. Nur Risalelerinin ilk kâtiplerinden ve çok kıymetli bir talebesi İslâmköylü Hafız Ali Efendi dokuz aylık tutukluluk esnasında Üstad'ı Bediüzzaman'a bedel kendini feda ederek vefat eder. Tarih l7 Mart l944. (4)

Bediüzzaman, 18 Mart 1960’da Emirdağ'ında çok şiddetli zatürree hastalığına yakalanmış. Hasta vaziyette Isparta’ya, ertesi günde acele olarak “vefatım orada olsun” diyerek Urfa’ya hareket etmiş. Ramazan'ın 25. günü yani 23 Mart l960’da Urfa’da bu fani âleme veda eder.

“Muhterem zât bir soruya cevap verirken, güzel tahlillerin yanında bir ihbar-ı gaybî nevinden vefat gününü de kerametkârâne ifşa edivermiş, “Vel mevtü yevmu Nevrûzina” yani “Ölüm, bizim Nevruz günümüzdür.” deyivermiştir.
Gerçekten de vefatı Nevruz gününe rastlamıştır.” (5)

(1) Tarihçe-i Hayat, Said Nursi, sy.56
(2) 21 Mart 1999, Göze Takılanlar, Abdullah Aymaz
(3) Bediuzzaman’ın Rusya Esareti /Ahmet Ersöz /sh:117
(4) Son Şahitler, Necmettin Şahiner, Sh.395
(5) 21 Mart 1999, Göze Takılanlar, Abdullah Aymaz.

21 Mart 2007 Çarşamba

Tayyip Erdoğan'dan Baykal'a Öcalan cevabı

AK Parti İl Teşkilatları Kadın ve Gençlik Kolları toplantısında konuşan Erdoğan, muhalefet yüklendi. Erdoğan'ın açıklamaları özetle şöyle:

Bu muhalefet anasıyla yavrusuyla Meclis'in çalışmasını engelliyor.

İktidarın bir çok konuda attığı adımlardan haberi bile yok. Tutuşturuyorlar ellerine kağıt... Yok böyle bir şey..

Benim hakkımda çok gizlilik damgası bulunan belgeyi Meclis'te arkadaşlarına dağıtıyor. Şecaat arz ederken sirkatin söylüyor. Madem çok gizli böyle bir belge nasıl senin eline geliyor. Benim içeride olduğum dönemde... Bir valinin iddiasıymış. Vali iddiada bulunmaz belge gösterir.

Açıklamayan şerefsizdir diye gazeteler manşet attı. Ama çıkıp açıklayamadılar. Açıklayamazlar çünkü işleri sadece çamur atmak.

Hiç bir şey yapamıyorlar çamur at izi kalsın mantığıyla bir şeyler yapmaya çalışıyorlar. Amas bu millet bunu kabul etmedi. Hepsini sandığa gömdü. Bu millet yalanlarınıza dolanlarınıza iltifat etmiyor. Ne demek ya duyum alındı. İspatlayamayacağın iddiayı ne diye ortaya atarsan. Anlayana ..... saz.. Bana bu çamuru atmakla bir yere varamazsınız. Ak Parti'nin onurlu duruşu büyük bir gurur vesilemiz..

Ben buradan Anamuhalefet partisi liderine yine sesleniyorum.. Bu yöntemlerle ucuz siyasetle bir yere varamazsınız. Bu yol yol değildir. Bu gidiş gidiş değildir. Gelin yola gelin. Demokratik ayıptan kurtulun... Milletten ders alanların akibetine uğramayın. Milletin terazisi asla yanlış tartmayacaktır. Bundan endişeniz olmasın. 4 yılda pek çok ilki gerçekleştirdik. Siyasetin seviyesini korumak için duruşumuzu koruyacağız.

Allah bu milletin rotasından şaştığımız adalet duygularımızı kaybettiğimiz günleri yaşatmasın. Allah bu milletin karşısına alnımız ak başımız dik çıkamayacağımız günleri yaşatmasın.

AK Parti yegane siyasi adrestir. Gün geldiğinde kimin sırtının yere geldiğini kimin elinin havaya kalktığı görülecektir. Gerçi şimdiye kadar yenilen pehlivanın güreşe doyduğu görülmemiştir.



18 Mart 2007 Pazar

Popstar'da canlı yayın küfürü

Popstar'ın 18.03.2007 tarihli canlı yayınında,
eski yarışmacı Armağan ve jüri üyesi Bülent Ersoy'un dansından sonra ,
mikrofonunun açık olduğunu unutan A.Çağlayan "reytingin a..."
diyerek büyük bir gaf yapıyor.
Daha sonra mikrofonun açık olduğunu anlayan A.Çağlayan
ses denemesi yaparak küfürün yayına gidip gitmediğini tespit etmeye çalışıyor...!


14 Mart 2007 Çarşamba

Kardeşin Demedimi Seni S**eceğim diye

Canlı yayında kocasıyla kavga eden kadın ağzına ne geliyorsa söylemeye başladı.Ekranda ki rezaletler zincirine bir yenisi daha eklendi.


Ecevit: Bu kadına haddini bildirin!



Haddini Bildiriniz!

Akabinde leman adlı mecmuada, "kafa kapatana yasak, kafa kopartana alkış" denilerek eleştirilmiş, bir bülent ecevit imperatif 2. çoğul şahıs fiili. had bildirilmiştir de.

zamanında meclisin gündemine oturan fakat içi boş çoğul emir cümlesi.

eger devamında halk da bu sözü söyleyene haddini bildirmiş ise, ki olaya şu yönden bakmak lazım;
o had bildirilesi hanımın da içinde olduğu parti şu an nerede? o partinin o dönem ki milletvekillerinin çoğunluğu nerede? efendim; yoksa özgürlük savunucusu nazlı ılıcak hala mecliste de bizim mi haberimiz yok?

evet ecevit, demokrasi savaşçısı, özgürlük savaşçısı falan değildir. ama ona sirf bu sözünden ötürü had bildirildiğini savunanlar da aynı ünvandan mahrum ve muaftırlar. zira; bir ülkede

anayasa işler, bir anayasa değişene kadar, geçerli olan odur, geçerli olan kendi ruh halimiz değildir.

o eksik ve içten pazarlıklı düşüncenin bir dakikalığına kurban olursak;
bakın efendim; bu halk ismet inönü ye had bildirmek için adnan menderes'i, yine bülent ecevit'e had bildirmek için her daim süleyman demirel - turgut özal - tansu çiller - mesut yılmaz - necmettin erbakan ı kullandı idiyse; tsk saydığım tüm bu had bildirim sırasında kullanılan yan rollere niye hep had bildirdi?

peki bu halkın en güvendiği kurum niye hala tsk yahu? ne zaman o'na da haddini bildirecek bu halk?

ama yetmez bu sakat düşünceye laf anlatma telaşından kurtulmak için; zira bir adam belleyip; ona hocaefendi deyip cepleri doldurmakla geçmiş bir koca ömrün hebasına üzülmeliyim, gerisi yalan.

gün geçmiyor ki; hadler bildirilmesin..

-hayatım; şu an kimbilir kaç erkek kaç kıza, kaç kız kaç erkeğe had bildirmekte..
+evet soner..

not: ecevit 'in tam konuşması şöyledir:

başbakan bülent ecevit (istanbul) – sayın başkan, değerli milletvekilleri; türkiye’de, hanımların giyim kuşamına... (fp sıralarından gürültüler) türkiye’de, hanımların giyim kuşamına, başörtüsüne, özel yaşamlarında hiç kimse karışmıyor; ancak, burası, hiç kimsenin özel yaşam mekânı değildir; burası, devletin en yüce kurumudur. (dsp sıralarından “bravo” sesleri, alkışlar; fp sıralarından gürültüler) burada görev yapanlar, devletin kurallarına, geleneklerine uymak zorundadırlar. burası, devlete meydan okunacak yer değildir. (dsp sıralarından “bravo” sesleri, alkışlar; fp sıralarından gürültüler) lütfen, bu hanıma haddini bildiriniz! (dsp sıralarından alkışlar; fp sıralarından gürültüler)
 

Site Bilgisi

Türkiye'den ve dünyadan güncel video haberler. Son haberler, Spor, Siyaset, Kültür Sanat, Magazin, Ekonomi, Dış Haberler, Politika Haberleri, Eğlence
Video Haber Copyright © 2009 BT Designed by Pie BT
    DISCLAIMER! We do not host or upload any of the files that are available on this Weblog. We merely search on INTERNET and index popular files openly available to anyone.